Bu yıl 63. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nin jürisinde yer alan usta yönetmen Derviş Zaim, İstanbul Sinema Müzesi’nde Spot'un sorularını yanıtladı. Zaim, sinemadan önce gündelik hayatından; sabahlarını nasıl geçirdiğinden, yazmaya ne zaman vakit ayırdığından, Rumeli Hisarı’nda yürüdüğü rotalardan bahsetti.

"Farklı okumalar insanı özgürleştirir"

Gününün önemli bir bölümünü yazmaya, okumaya, film izlemeye ve yürümeye ayırıyor Derviş Zaim. Rumeli Hisarı’ndan aşağıya yürümek, sahilde dolaşmak ve yeni yerler keşfetmenin rutinlerinin parçası olduğunu söylüyor.

Zaim, birbirinden farklı alanlarda okumayı da seviyor; edebiyatın yanına tarih, bilim okumaları koyuyor. Çünkü farklı okumaların insanı özgürleştirdiğine inanıyor.

Usta yönetmen daha sonra çocukluğunu, Kıbrıs’ta geçirdiği yılları, 1974’ün hafızasında bıraktıklarını ve İstanbul’a gelişini anlattı. Konu sinemaya, kitaplara, geleneğe, yapay zekaya ve ve yeni projelerine geldiğinde ise kameraların karşısında yalnızca filmleriyle tanıdığımız yönetmen değil, merak etmeyi hayatının merkezine koyan bir Derviş Zaim vardı.

Kilit kelime: Merak

Zaim, “meraklı” diye tanımlıyor kendisini. Belki de sohbet boyunca farklı başlıklardan birbirine uzanan düşüncelerinin ortak noktası da buydu: Merak.

Bu merakın izleri, çocukluğundan bugüne uzanan hikayesinde de kendini gösteriyor.

Usta yönetmen ve yazar Derviş Zaim, Kıbrıs’ta doğdu. Çocukluğu savaşın, göçün ve değişen bir toplumun içinde geçti. 18 yaşında üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi ve Boğaziçi Üniversitesinde İşletme okudu.

İngiltere’de yüksek lisans yaptı ancak sinemaya yöneldiğinde hayatının asıl yolculuğunun başladığını gördü. Bugün filmleri, romanları ve geleneksel sanatlarla kurduğu ilişkiyle kendi dünyasını kurmaya devam ediyor.

Derviş Zaim için geçmiş, dönüp bakılacak sabit bir yer değil. Hatırlamakla unutmanın birbirinden ayrı olmadığını düşünüyor. Geçmişe nostaljik bir onarma duygusuyla yaklaşmak yerine, insanı bugün daha özgür kılacak bir hatırlama biçiminin peşinde.

Çocukluğunun güzel tarafları kadar savaş ve göç gibi sancılı deneyimlerinin kendisini yoğurduğunu söylüyor.

Derviş Zaim Arşivi
Derviş Zaim'in "Tavuri" adlı belgeselinden.

"Üniversite bir fidanlıktır"

İstanbul’a geldiğinde karşılaştığı ilk çevre Boğaziçi Üniversitesi kampüsü oldu Zaim'in. Ona göre üniversite yalnızca eğitim alınan bir yer değil; insanın kimlerle temas ettiğinin, hangi atmosferlerin içinde bulunduğunun da kişiliğini şekillendirdiği bir fidanlık.

18 yaşında yurt dışına gitmemiş olmasını ise bugün bir şans olarak görüyor. Çünkü ona göre insanın kim olduğunu keşfetmesi, yaşadığı mekan ve kültürle kurduğu ilişkiyle mümkün.

Sinema ise çocukluğundan beri hayatının içinde. Cumartesi günleri iki film birden seanslarında vurdulu kırdılı filmleri izlediğini, televizyonun ise yabancı dilde yayınlar nedeniyle görüntüleri anlamlandırmak için kendisini başka bir çabaya ittiğini anlatıyor. Belki de bugün görsel düşünmeye verdiği önemin köklerinden biri burada.

"Basamaklar sindire sindire çıkılmalı"

Zaim, ilk filmini 32 yaşında çekti. Çocuklukta başlayan bu sinema ilgisi, yıllar sonra kendi filmlerini çekmeye uzandı. Bugünün “erken başarılı olma” baskısını ise tehlikeli buluyor.

Ona göre insanın kendi iç zamanı var ve “hiçbir zaman hiçbir şey için geç değil”. Erken başarı da geç başarı da kendi risklerini taşıyor. Önemli olan basamakları sindire sindire çıkmak ve karşılaşılan zorluklardan öğrenebilmek.

Zaim, “Dayak yemek bir sanattır.” sözleriyle ifade ediyor bu durumu. Buradaki dayak, hayatın karşısına çıkardığı zorlukların bir metaforu. İnsan, aldığı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmayı öğrenmeli.

Onun için film yapmak da yalnızca bir hikaye anlatmak değil üstelik. Zaim, “Film yapmak, kabuk bağlamış bir yarayı açmak demektir.” diyor. Yarayı açmak, sonra yeniden kapatmak... Bu nedenle sinemayı kendisi açısından bir tür iyileşme projesi olarak görüyor.

Suriye'deki savaşın iç yüzünü yansıtan "Flaşbellek" filminden.

Gelenek de bu yolculuğun önemli duraklarından biri. Filmlerinde sıklıkla karşılaştığımız geleneksel sanatları, kendisini sınırlayan bir alan olarak değil özgürleşmek için bir imkan ve havuz olarak görüyor Zaim.

Geçmişten gelen birikime yeni bir şey eklemeyi, kendisinden sonraki kuşaklara aktarılacak bir zincirin parçası olmayı önemsiyor. Onun için özgürlük ve adalet, bu birikimin merkezindeki iki kavram.

Yapay zeka karşısında gerçek duygular

Derviş Zaim, bugün yapay zekanın hikaye yazdığı, görüntü ve müzik ürettiği bir çağda ise insan duygusunun daha da önem kazanacağını düşünüyor. Teknoloji ilerledikçe seyircinin “has olanı”, canlı duyguyu ve insan tarafından anlatılan hikayeyi arayacağını söylüyor. Çünkü ona göre hikayenin temel işlevlerinden biri insanın yaralarını iyileştirmek.

Zaim, bugünlerde yeni projesi olup olmadığı sorusuna karşılık, hazırlıkları süren uzun metrajlı bir filmin yanı sıra bir belgesel üzerinde çalıştığını ve doğduğu şehirle ilgili de bir belgesel hazırladığını söylüyor. Ancak bunların yanında ilk kez tiyatroya adım atıyor.

Zaim, fazla ayrıntı vermek istemediği bu yeni çalışmasını kısa bir cümleyle anlatıyor: “Yazdığım bir oyun var. Bu bir tiyatro oyunu.”