"Seni çok iyi anlıyorum, yaşadıklarında tamamen haklısın canım ve unutma, bu süreçte yalnız değilsin. Daha fazla konuşmak ya da yardım almak istersen, her zaman buradayım."

Ayrılık, kaygı, ilişki sorunları, öfke, gerginlik, panik atak ya da hayatın dönüm noktasındaki önemli kararlar… Adına her ne derseniz deyin. Son dönemde milyonlarca kişi anlık rahatlama ve duygusal destek almak için psikoloğa gitmek yerine terapi amacıyla yapay zeka araçlarına yöneliyor.

Gençler arasında yükselen bir trend

ABD merkezli araştırma kuruluşu RAND tarafından yayımlanan bir araştırma, yapay zeka kullanımının gençler arasında ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. 2025 yılının başlarında gerçekleştirilen ve yaşları 13 ile 17 arasında değişen yaklaşık bin gençle yapılan çalışma, gençlerin önemli bir bölümünün üzgün, öfkeli, gergin veya stresli hissettiğinde yapay zeka sohbet robotlarından destek aldığını ortaya koyuyor.

Araştırma sonuçlarına göre:

  • Gençlerin yüzde 12’si son 12 ay içinde en az bir kez yapay zeka tabanlı sohbet robotlarını psikolojik destek amacıyla kullandığını belirtti.

  • Yaşları 12 ile 21 arasında değişen geniş katılımlı süreçlerde, gençlerin büyük çoğunluğunun sohbet robotlarından aldıkları tavsiyeleri faydalı bulduğu görüldü.

  • Katılımcıların yaklaşık yüzde 63’ü söz konusu araçları arkadaşlarına tavsiye edebileceğini söylerken, aynı orandaki bir kesim ise terapi amacıyla yapay zeka kullandığını gizli tuttuğunu dile getirdi.

Tereddüt edenler haklı çünkü terapi masasına oturmak ya da bir dosta içini dökmek cesaret istiyor. Her insani ilişki utanca, suçluluğa, hataya ve en önemlisi “reddedilme riskine” kapı aralayabiliyor.

Peki neden derdimizi yapay zekaya anlatıyoruz?

Bu noktada Prof. Dr. Ekmel Geçer, insanların psikoloğa gitmek yerine yapay zekayı tercih etmesinin pek çok nedeni olduğunu söylüyor. Geçer’e göre, kolay ve hızlı ulaşılabilmesi, ekonomik olması ve özellikle ayarlardan herhangi bir değişiklik yapılmamışsa sürekli onaylayan bir sohbet içinde olması başlıca sebepler arasında.

Psikolog Ayşegül Biroğlu da özellikle ruh sağlığı konusunda hala varlığını sürdüren damgalanmanın, bazı kişileri bir uzmana başvurmaktan alıkoyabildiğini söylüyor. Biroğlu, “Yapay zeka, kimliklerini açıklamadan soru sorabilecekleri, anında yanıt alabilecekleri bir alternatif sunuyor.” diyor.

  • İllüstrasyon: Beyza Çelikbay

Kullanıcılar ne diyor?

İnsanların yapay zekayı tercih etmesindeki en önemli etkenlerin başında “yargılanmama” hissi geliyor. Yapay zekayı ilk başlarda merak ederek kullandığını söyleyen Çağla Öztaş, bu durumu şöyle özetliyor:

"Fark ettim ki gece saat kaç olursa olsun ulaşılabilir olması ve nasıl düşünür, ne tepki verir diye düşünmemek bana iyi geliyor. Aslında en rahat hissettiren şey yargılanmayacağımı bilmek. Bir de sanırım insanlara güven konusunda zorlandığım için yapay zeka garip bir şekilde daha güvende hissettiriyor kendimi. İnsanlar istemeden de olsa kendi deneyimlerinden yorum yapıyor ya da taraf tutabiliyor. Burada ise daha çok düşüncelerimi toparlamama yardımcı olan bir alan hissediyorum."

Gece saat kaç olursa olsun ulaşılabilir olması ve nasıl düşünür, ne tepki verir diye düşünmemek bana iyi geliyor. Aslında en rahat hissettiren şey yargılanmayacağımı bilmek. — Çağla Öztaş

Öztaş, “Onun bir duygusu olmadığını ve sonuçta bir yapay zeka olduğunu biliyorum. Benim için daha çok o an derdimi dinleyen, düşüncelerimi toparlamama yardımcı olan iyi bir dinleyici gibi. Ama bazı konuları artık herkese anlatma ihtiyacı da hissetmiyorum. Çünkü yargılanmadan konuşabildiğim ve beni sabırla dinleyen bir alan olduğunu biliyorum.” diyor.

Benzer bir şekilde Kübranur Esenoğlu da insan ilişkilerinin getirdiği “tarafgirlik” hissinden kaçtığını belirtiyor. Esenoğlu, bu düşüncesini şöyle açıklıyor:

"İçinizi açtığınız, dertleşmeyi arzu ettiğiniz arkadaşınızın size sizin pencerenizden bakmadığını ancak kendi iç dünyası ve empati duygusunun gelişebildiği ölçüde karşılık verebildiğini hissettiğinizde duygudan yoksun ancak durumları daha nötr bir şekilde analiz eden, üstelik yargılamayan yapay zeka ile dertleşirken buluyorsunuz kendinizi. En nihayetinde herkes kendi heybesinde olanı ikram ederdi zira. İnsan ilişkilerinde programlanmış bir robot olmadığımızın, bir ‘insan’ olarak yaratılmış olduğumuz gerçeğinin pas geçildiği kanaatindeyim. Evet, insan nasıl karşılanacağı kaygısını taşıyan bir varlık ancak iletişimde bunu düşünmeden, rahatlıkla, insan olduğunun bilincinde olan biri ile iletişime geçtiğinde ancak kendini güvende, anlaşılmış ve rahat hisseder. Bunu sağlayabilen kaç insan kalmıştır? Açıkçası yapay zekanın sevdiğim yönü, ona anlattığım durumun insani bir durum olduğunu belirtip asıl olanın ne olduğunu görmemi sağlayıp bundan sonra nasıl hareket etmem gerektiğine dair çözüm üretiyor oluşu."

Yapay zekanın derinlikten uzak öngörülebilirliği, özellikle ilişki kurmakta zorlanan bireylerde gerçek dünyanın zorluklarından kaçışa ve işlevsiz bir duygusal bağımlılığa zemin hazırlayabilir. Psikolog Betül Rana Uludoğan Aydın

Ancak uzmanlara göre kullanıcıların sığındığı bu “nötr ve güvenli” alan, aslında psikolojik iyileşmenin önündeki en büyük engellerden biri. Psikolog Betül Rana Uludoğan Aydın, yapay zekanın sunduğu bu dikensiz gül bahçesinin tehlikesine şu sözlerle dikkat çekiyor:

"Gerçek insan ilişkileri belirsizlik, çatışma ve reddedilme riski taşırken, yapay zeka kişiye risk barındırmayan, zahmetsiz bir muhatap sunuyor. Yapay zekanın bu derinlikten uzak öngörülebilirliği, özellikle ilişki kurmakta zorlanan bireylerde gerçek dünyanın zorluklarından kaçışa ve işlevsiz bir duygusal bağımlılığa zemin hazırlayabilir."

Psikolog Esra Oras ise bu konfor alanının bir süre sonra kullanıcının özgüvenini aşındıran bir illüzyona dönüştüğünü vurguluyor.

"Burada ince bir paradoks var. İnsanlar karşılarındakinin yapay zeka olduğunu biliyor. Yapay zekaya akıtılan her dert karşısında alınan rahatlatıcı cümle, kişinin zihninde şu gerçeği sağlamlaştırıyor: ‘Yapay zeka gerçekleri söylemiyor, sadece istediğimi bana veriyor.’ Kişi, haksız olma ihtimaliyle yüzleşmek yerine dışarıdan gelen bu ‘haklısın’ onayına yaslanıyor ama bu yaslanma kişinin kendine dair saygısını azaltıyor. Çünkü tutunacak gerçek bir dal olmadığını bir yanlarıyla hissediyorlar."

Pratik bir araç mı bağımlılık döngüsü mü?

Elbette her kullanıcı yapay zeka ile duygusal bir bağ kurduğunu düşünmüyor. Burcu Avcı, yapay zekayı düşüncelerini toparlamak için süreci hızlandıran bir adım olarak görüyor.

"Bir sorunum olduğunda tabii ki arkadaşlarımla paylaştığım durumlar da oluyor fakat henüz psikoloğa gitme düşüncem hiç olmadı. Yapay zekayı da önce düşüncelerimi toparlamak adına süreci hızlandırmak için bir adım olarak görüyorum. Yapay zeka rahatlatıcı ve kuralsız."

Hilal Çiçek Yeşilyurt da psikolojik olarak destek alması gereken bir konu olduğunda yapay zekayı neden kullandığını, “O an bana anlık olarak cevap verebilecek birini bulamadığım için elimin altındaki teknolojiyi kullanarak yapay zeka ile iletişim kurmak istedim.” şeklinde izah ediyor ve ekliyor:

"İnsanlar genelde yargılayıcı hislerle yaklaştığı için yapay zekayı kullanmak bazen konforlu ve rahat hissettiriyor çünkü yapay zekayı kullanırken savunmacı bir dille iletişim kurmama da gerek kalmıyor."

Peki, “sadece bir araç” olarak başlayan bu ilişki, beyni nasıl etkiler?

Psikoloji Dr. Öğr. Üyesi Merve Armağan Boğatekin, işin nörobiyolojik boyutuna dikkat çekiyor:

"Yapay zekaya bir şey sorduğunuzda saniyeler içinde sizi onaylayan hatta tabiri caizse pohpohlayan bir cevap alıyorsunuz. Bu, beynin ödül sistemini sosyal medya bildirimlerine benzer şekilde tetikliyor. Kullanıcıyı ekranda tutmak üzere inceden inceye mühendislik hesapları yapılmış bir döngü bu. Maalesef rahatlama, iyileşme ile aynı şey değil. Yapay zeka kişiye o an kendini daha iyi hissettirebilir ama psikoterapi anlık rahatlamayı hedeflemez. Tam tersine büyük ölçüde rahatsızlık veren ve uzun vadede psikolojik esnekliği sağlayan bir süreçtir."

Bazı kişilerde sürekli onaylanma beklentisi geliştiğinde, kişinin kendi düşüncelerini sorgulama ve farklı bakış açılarını tolere etme kapasitesi zayıflayabiliyor. — Psikolog Ayşegül Biroğlu

Yapay zekanın sunduğu bu dijital tesellinin danışanlar üzerindeki pratik etkilerini ise Psikolog Biroğlu, saha gözlemlerine dayanarak şöyle aktarıyor:

"Klinik pratiğimde zaman zaman yapay zekadan aldığı yanıtları terapiye taşıyan danışanlarla karşılaşıyorum. Bazıları için bu, duygularını ifade etmeyi kolaylaştıran bir başlangıç noktası olabiliyor. Ancak bazı kişilerde sürekli onaylanma beklentisi geliştiğinde, kişinin kendi düşüncelerini sorgulama ve farklı bakış açılarını tolere etme kapasitesi zayıflayabiliyor."

Prof. Dr. Geçer de sürekli onaylanma halinin kişiyi nasıl yalnızlaştırdığını şu sözlerle ifade ediyor:

"Düşünsenize, onca yanlış davranış ve kararlarınıza rağmen yapay zeka size yanlış yapmış olabileceğinizi hiç söylemiyor, hep onaylıyor. Güvenli hissettiğimiz bu konfor alanı bizim ‘kötüleşmeye’ başladığımız yer olabilir. Psikoterapist kişiye görmediği pencereleri açar, zorlayıcı olsa da iyileşmek için geri bildirim verir. Sürekli doğrulanma isteği, daha da riskli olanı, kullanıcının gitgide yalnızlığı tercih etmesine zemin hazırlayabilir."

Eksik olan ne?

Yapay zeka her ne kadar ikna edici ve şefkatli kelimeler seçse de uzmanların üzerinde birleştiği ortak bir nokta var: Terapötik ittifakın eksikliği.

Psikolog Oras, yapay zekanın kişinin zihninde bir yankı odası yaratarak onu “körleştirdiğini” söylüyor ve ekliyor:

"Yapay zeka etkileşiminde kişi bir ilişki kuruyormuş hissine kapılsa da aslında yalnızca kendi zihninin ürettiği hikayeyle karşı karşıya. Terapist, danışanın kendi anlatısına fazlasıyla kaynaşmış halini ona yansıtan bir aynadır. Yapay zeka ise bu aynayı sunamıyor, perspektif alma imkanını yok ediyor."

Terapinin sadece kelimelerden ibaret olmadığını vurgulayan Dr. Boğatekin, makinenin asla ulaşamayacağı o insani katmanı hatırlatıyor:

"İnsan yalnızca sözleriyle değil, sessizlikleriyle, beden diliyle, göz temasıyla, ses tonundaki kırılmayla da kendini anlatır. O odada danışanın ilişki kurma biçimini birebir deneyimleyen terapisttir."

Psikolog Aydın da bu noktada bilinç dışı süreçlere dikkat çekerek, “Danışan ve terapist arasındaki aktarım (transferans) kısımları eksik kalır. İnsan ruhunun ilişkisel ve varoluşsal katmanlarına canlı bir ilişki olmadan ulaşılamaz” uyarısını yapıyor. Tüm bu teknik ve psikolojik sınırların ötesinde Prof. Dr. Geçer, meselenin felsefi boyutuna dokunuyor:

"Yapay zeka sonuçta insan ürünüdür. Hata yapar, eksik bilgi verir. Mesela hikmeti bilmez, irfana ulaşamaz. Bize nasihat eden ve anlama ulaşmamıza vesile olacak çok yönlü bir kamil insan değildir."

Psikolog Biroğlu, insan ruhunun derinliklerine ancak canlı bir bağla ulaşılabileceğini dile getiriyor:

"Çünkü insan yalnızca anlattıklarıyla değil; suskunluklarıyla, bedensel tepkileriyle, ses tonuyla, göz temasıyla, ilişkide tekrar eden örüntüleriyle de kendini ifade eder. Bir terapist, danışanın anlattığı hikayenin ötesinde, o hikayeyi nasıl anlattığını da değerlendirir. Dolayısıyla yapay zeka bilgi sunabilir, düşünmeyi teşvik edebilir; ancak insanın derin bağlanma deneyimlerine, ilişkisel yaralarına ve terapötik ilişkinin dönüştürücü etkisine erişemez. Ruhsal iyileşmenin önemli bir kısmı, güvenli bir insan ilişkisinde yeniden deneyimlenen duygusal süreçlerden beslenir."

Gelecekte bizi ne bekliyor?

Yarının dünyasında, sorunlarını makinelere anlatan bir nesil yetişiyor. Bu durumun gelecekteki insan ilişkilerini dönüştüreceği kesin. Psikolog Aydın, bu yeni neslin insan ilişkilerinde ciddi bir tahammülsüzlük yaşayacağını öngörüyor:

"İstediği an ulaşabildiği, sınır koymayan ve çaba gerektirmeyen bir muhatapla büyümek, gerçek insan ilişkilerindeki belirsizliğe ve çatışmaya karşı sabrı oldukça zorlayacaktır."

Dr. Boğatekin ise geleceğin terapistlerinin artık sadece psikoloji değil, “yapay zeka okuryazarlığına” da sahip olması gerektiğini belirtirken, Psikolog Biroğlu yapay zekanın terapistin değerlendirmesini destekleyen, danışanın seanslar arasındaki takibini kolaylaştıran ve psikoeğitim süreçlerini güçlendiren bir yardımcı araç olarak daha fazla kullanılacağını ifade ediyor. Prof. Dr. Geçer, psikoterapinin insani bağı merkeze alan ama yapay zekayı destekleyici bir araç olarak kullanan “hibrit” bir yapıya dönüşeceğini tahmin ediyor.

Oysaki Şükrü Erbaş’ın da dediği gibi: “Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?”

İnsan insana çarparak, kanayarak ve nihayetinde birbirinin aynasında gerçeği görerek iyileşirken, modern insan bu pürüzsüz ekranda kendi sesinin sahte ahengine sığınmaya devam ediyor.

MERAKLISINA
OKUAlone Together: Sherry Turkle’nin kitabı, yapay zeka ve robotların gerçek insani bağların yerini nasıl alabileceğini ve bunun doğurduğu yalnızlık paradoksunu gözler önüne seriyor.
İZLEHer (2013): Yönetmenliğini Spike Jonze’un üstlendiği, yapay zeka ile insan arasındaki duygusal bağı ve bunun sınırlarını masaya yatıran Oscar ödüllü Her filmi, yapay zekanın sunduğu ilgi ve anlık rahatlamanın insanı kendi yankı odasına nasıl hapsedebileceğini mercek altına alıyor