Bugünlerde bir robotik şirketiyseniz ürünlerinizi tanıtmanın binbir farklı yolu var. Robotlarınıza dans ettirebilir, aşırı havalı parkur hareketleri yaptırabilir, hatta biraz çılgınlık yapıp çamaşır bile katlatabilirsiniz. Peki bu türden gösterimlerin diğer ucunda olan bizler bir robotun gerçekten ne kadar “gelişmiş” olduğunu havalı taklalara ya da dans hareketlerine mi bakarak yoksa bir yumurtayı kırmadan dolaba yerleştirebilmesinden mi anlayacağız?

Moravec Paradoksu

Hangisi daha zor? Bir roketin yörüngeye geri iniş açısını hesaplamak mı, yoksa bir ampul takmak mı?

Bir robot olsaydınız muhtemelen bir ampul takmak hayatınızda karşılaştığınız en zor görevlerden birisi olacaktı.

1980’li yıllarda bir grup yapay zeka araştırmacısı bu ilginç bir durumun farkına varıyor ve ismini “Moravec Paradoksu” koyuyor. Yapay zeka için saniyeler içinde bin sayfalık rapor analiz etmek çocuk işi ama bize bir bardak çayı dökmeden koymaları çok zor. Bunun en büyük sebebi ise robotların korkulu rüyası sensörimotor becerilerinden kaynaklanıyor.

İnsanlık olarak nesneleri kavramak ya da dengede durmak gibi konseptleri doğduğumuz andan itibaren öğrenmeye başlıyoruz. En basit sandığımız hareketlerimizi, biz farkına varmasak bile, gerçekleştirmesi inanılmaz zor. Örneğin bir meyveye uzanıp onu almak bile hangi kası ne zaman ve ne kadar süre çalıştıracağınızı, aradaki mesafeyi hesaplayıp hangi noktada duracağınızı, dokunduğunuz anda doğru bir şekilde kavramak için ağırlığını ve dokusunu milisaniyeler içerisinde ölçmemizi gerektiriyor.

10 parmakta 10 marifet

Bir robotun elleri yazılım ve zekanın gerçek dünya ile buluştuğu en önemli nokta kabul edilebilir. Geriye kalan her şey elleri destekler ve onun etrafında gelişir. Bacaklar elleri istenilen yere götürmekle yükümlüyken gövde ise ellerin ne kadar süre çalışabileceğini belirleyen bataryalara ev sahipliği yapar. Bugünlerde yazılım tarafında akıl almaz bir hızla ilerliyoruz. Fakat fiziksel dünya bu hıza her zaman yetişemeyebiliyor. Elon Musk’ın insansı robotu Optimus’u geliştirirken sıklıkla dile getirdiği “el problemi” tam olarak bu tıkanıklığı özetliyor aslında.

Musk’a göre bir robotu iki ayak üzerinde yürütmek ya da taklalar attırmak insan elini taklit eden bir el üretmenin yanında çocuk oyuncağı kalıyor. Hatta robot üretimindeki asıl mühendislik savaşı, gövdede değil o küçük parmaklarda veriliyor. Sosyal medyada izlediğimiz robot videoları bize taklaların ve dansların daha karmaşık ve etkileyici olduğunu düşündürebilir. Oysa sahne arkasındaki asıl yarış kimin daha iyi bir el tasarlayacağına bağlı.

Eğer bir robotik şirketi bu donanım tavanını kırıp insan eline gerçekten yaklaşabilen esneklikte ve dayanıklılıkta bir el tasarımı sunabilirse işte o zaman tek engelin “veri” olduğu bir geleceğe girebiliriz.

Böyle bir gelecekte insan elini birebir taklit edebilen, hatta üstüne değer katabilen robotik bir el hangi kapıları açardı? Yakın bir zamanda ilk kez insansı bir robot kullanılarak safra kesesi ameliyatı gerçekleştirildi, prostetik kol ve el teknolojileri her gün insan anatomisiyle daha uyumlu hale geliyor.

Tüm bunlar heyecanlı gelişmeler. Fakat insansı bir robotun hiç zorlanmadan kendi ayakkabı bağcıklarını bağladığını, bir üzümün kabuğunu soyduğunu ya da iğneye sorunsuzca iplik geçirdiğini gördüğümüz günler sandığımızdan daha yakında olabilir.

Kaynak: AA, 1X, Business Insider, Forbes, Inc.