Bir köşe yazısının altındaki isim iki şeyi garanti eder: Bu fikir o kişiye aittir ve o metni de o yazmıştır. Yıllarca bu ikisi hiç ayrılmadı. Yapay zeka ise ilk kez bunu değiştirdi. Artık bir metnin sahibiyle onu kuran kişi aynı olmayabilir. Geçtiğimiz ay bu ihtimal soyut bir tartışma olmaktan çıktı.

ABD’li milyarder yatırımcı Stanley Druckenmiller’ın The Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazısının yapay zeka desteğiyle yazıldığı ortaya çıktı.

Druckenmiller bunu gizlemedi, aksine savundu. Amerikan basınındaki tartışma da tam burada başladı: Bir imza artık gerçekten neyi garanti ediyor?

"Tabii ki kullandım"

Druckenmiller, “Tabii ki kullandım” diyerek yapay zekayı kullandığını açıkça kabul etti. Hatta artık neredeyse tüm yazılarını bu şekilde hazırladığını ve bunun hesap makinesi kullanmaktan farkı olmadığını söyledi. The Wall Street Journal’ın (WSJ) yorum sayfaları editörü Paul Gigot da aynı görüşteydi.

Önemli olan metni kimin yazdığı değil, savunulan fikirlerin gerçekten yazara ait olmasıydı.

Gigot’nun cümlesi, farkında olarak ya da olmayarak, iki garantiden birini öne çıkarıyor: Sahiplik yeterlidir, muhakemenin nerede yapıldığı gazeteyi ilgilendirmez. Bu, yorum sayfası tarihinde ilk kez açıkça dile getirilen bir tercihti.

Kural bir şey söylüyor, sayfa başka bir şey

Harvard Üniversitesindeki Nieman Journalism Lab’in kıdemli yazarı Joshua Benton, bunun bir eğilim mi yoksa istisna mı olduğunu ölçmek için 24 büyük Amerikan gazetesine kendi kurallarını sordu.

The Wall Street Journal dışında hiçbiri yapay zeka tarafından yazılmış bir yorum yazısını kabul etmiyor.

New York Times, Los Angeles Times, USA Today, Chicago Tribune, Boston Globe, Philadelphia Inquirer ve diğerleri, misafir yazarlar dahil metin üretimini yasaklıyor.

Kuralın varlığı ise tam anlamıyla uygulandığı anlamına gelmiyor. Semafor, 27 Temmuz – 25 Ağustos'ta üç büyük gazetede yayımlanan 310 misafir yazısını Pangram adlı yapay zeka tespit sistemiyle taradı.

Yazılım her metnin ne kadarının yapay zeka üretimi göründüğünü puanlıyor: Yüzde 10'un altı "insan" (Human), yüzde 75'in üstü "yapay zekâ" (AI), arası "karma" (Mixed).

Kaynak: Semafor / Pangram, 27 Temmuz – 25 Ağustos 2026.

  • New York Times'ta 108 yazı insan, 11 karma, 1 yapay zeka olarak işaretlendi.
  • Washington Post'ta 81 insan, 13 karma, 4 yapay zeka.
  • Wall Street Journal'da 71 insan, 16 karma, 5 yapay zeka.

Bunun iki anlamı var. İlki, gazetelerin koyduğu yasak büyük ölçüde işliyor. İkincisi ise daha önemli: Yapay zekaya en mesafeli yayınlarda bile şüpheli görünen metinler var. Üstelik Semafor da uyarıyor: Bunlar kanıt değil, yalnızca bir tarama sinyali.

Asıl sorun, bir gazetenin kendi kuralına uyulup uyulmadığını güvenilir biçimde ölçebilecek bir araç hala yok.

Neden haber sayfasında bu kriz yok?

Yapay zeka tartışması gazetecilikte uzun süre haber sayfası üzerinden yürüdü; "Bilgi doğru mu, kaynak izlenebilir mi?" gibi teknik sorular hakimdi. Yorum sayfasında ise böyle bir dış ölçüt yok. Okurun aldığı şey doğrulanabilir bilgi değil, birinin muhakemesi.

Aynı teknoloji haber sayfasında bir verimlilik meselesiyken burada bir kimlik meselesine dönüşüyor.

Liderler de yazısını maaşlı bir ekibe yazdırabiliyor

WSJ savunmasında bir tutarsızlığa işaret ediyor: Yorum sayfaları zaten kendi kelimelerini yazmayan imzalarla dolu. Yöneticilerin, bakanların, kurum başkanlarının yazılarını çoğu zaman iletişim ekipleri kaleme alıyor ve bu onlarca yıldır kimseyi rahatsız etmedi. Bir kurum liderinin yazısını maaşlı bir ekibe yazdırabiliyorsa, birey kendi yazısını iyileştirmek için bir araç kullandığında neden yasak olsun?

Cevap, baştaki ayrımda. Çünkü metni oluşturan sürece insan olmayan bir aktör giriyor. Tartışma da bu yüzden imzanın gerçekten neyi garanti ettiği üzerine.

Kurumların elinde yazılı bir cevap yoktu

Aynı ay Financial Times, ekonomist Ricardo Hausmann’ın yapay zeka desteğiyle yazdığı yazıya uyarı notu düştü. WSJ ise benzer bir durumda kural ihlali olmadığını açıkladı. Aynı soruya birkaç hafta arayla iki zıt cevap verildi. Çünkü bu konuda önceden yazılmış ortak bir kural yoktu. Her yayın şimdi daha önce yazmak zorunda kalmadığı bir şeyi tanımlıyor.

İlk çözüm gibi görünen şey ise etiketleme. Ancak editörler buna da sıcak bakmıyor. Joshua Benton’ın görüştüğü birçok yayın, yapay zeka kullanıldığı açıklansa bile böyle bir yazıyı yayımlamak yerine reddedeceklerini söylüyor.

Tartışma sadece gazetelerle sınırlı değil

Bu soru sadece yorum sayfalarını ilgilendirmiyor. Aynı imza, akademik makalelerde, bilirkişi raporlarında, şirketlerin hissedar mektuplarında ve siyasi metinlerde de aynı anlama geliyor: “Bu fikri ben ürettim ve sorumluluğu bana ait.”

Yapay zeka ise bu iki anlamı ilk kez birbirinden ayırıyor. Metin üretmek artık her zamankinden kolay. Asıl değerli olan ise metnin kendisi değil, arkasındaki düşünme süreci. Önümüzdeki yıllarda aynı soru her alanda karşımıza çıkacak:

Bir metnin gerçekten kime ait olduğunu bundan sonra neye bakarak anlayacağız?