Çocuk reyonlarında son yıllarda yetişkin modasından izler taşıyan tasarımların daha fazla görülmesi, çocuk giyiminin sınırlarına ilişkin tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bir mağazada çocuklar için hazırlanan kıyafetlere bakıldığında crop üstlerden kısa modellere, sırt açıklıklarından yetişkin modasını andıran kesimlere kadar pek çok detay dikkat çekebiliyor.
Çocukların sosyal medya ve moda akımlarıyla daha küçük yaşlarda tanışması, bu tasarımlara yönelik ilgiyi artırırken, ebeveynlerin “moda” ile “çocuğa uygunluk” arasındaki çizgiyi nasıl belirlemesi gerektiği sorusu önem kazanıyor.
Çocukların modayı takip etmesi doğal bir istek olarak görülürken, yetişkinlere yönelik tasarımların çocuklara doğrudan uyarlanması ise farklı bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Bir tasarımın çocuk koleksiyonunda yer alması için yalnızca modaya uygun olması yeterli mi, yoksa çocuğun yaşı, gelişimi, hareket alanı ve konforu da tasarımın temel unsurları arasında mı yer almalı?
Çocuklar modayla daha erken tanışıyor
B&G Store kız çocuk kıyafetleri tasarımcısı Tuğba Dinçer, çocuk modasında yetişkin trendlerinin etkisinin arttığını gözlemlediğini belirterek, bu değişimde sosyal medyanın önemli bir rol oynadığını söylüyor.
Çocukların sosyal medyayla daha erken tanışması, daha erken yaşta modayla tanışmalarının bu talebi güçlendirdiğini belirten Dinçer, yetişkin modasının doğrudan çocuklara taşınmasının doğru olmadığını vurguluyor.
Yetişkin trendlerini doğrudan alıp küçültmek değil de onları çocuğun dünyasına, çocuğun hareket açısından, çocuğun rahatlık açısından uyarlamak gerekiyor.
Çocuk giyiminde yetişkin modasından esinlenmenin tamamen olumsuz bir durum olmadığını belirten Dinçer'e göre önemli olan, bu esintinin çocuğun yaşamına nasıl uyarlandığı. Yetişkin modasında öne çıkan bir tasarımın çocuk bedenine küçültülerek uygulanması yerine, çocuğun günlük hayatına uygun hale getirilmesi gerekiyor.
Dinçer, çocuk koleksiyonlarının hazırlanma sürecinde de bu ayrımın gözetildiğini aktarıyor. Bir kıyafetin çocuğa uygunluğunun yalnızca tasarımcının kararıyla belirlenmediğini söyleyen Dinçer, tasarım, kalite, satın alma, grafik, model, kalıp ve ürün geliştirme ekiplerinin birlikte çalıştığını ifade ediyor.
“Bunların hepsi bir arada olup çocuğun konforunu, riskli bir durum olmaması konusunda hep birlikte bir araya gelip bu kararı o şekilde alıyoruz.” diyen Dinçer, kıyafetin yaşa uygunluğunun yanı sıra kullanılan aksesuarların ve ürünün günlük hayatta oluşturabileceği risklerin de değerlendirildiğini belirtiyor.
Küresel moda eğilimlerinin çocuk giyimine de yansıdığını aktaran Dinçer, tasarımcıların dünyadaki trendleri takip ettiğini ancak bu eğilimlerin birebir uygulanmadığını ifade ediyor. Burada belirleyici olanın, söz konusu trendin çocuklara ve markanın koleksiyon anlayışına uygun hale getirilmesi olduğunu söylüyor. “Birebir alıp kopyalamak değil de bu tamamen çocuğa uygunluk olacak şekilde bunların hepsini uyarlıyoruz.” ifadelerini kullanan Dinçer, yetişkin modasından alınan ilhamın çocuk koleksiyonlarında farklı bir biçimde yorumlandığını dile getiriyor.
Çocuk kıyafetlerindeki değişimde ebeveynlerin talepleri de belirleyici oluyor.
Dinçer, özellikle crop modeller, kıyafetlerdeki açıklıklar ve transparan görünüm konusunda ailelerden geri bildirim aldıklarını anlatıyor.
Ailelerin çocuklarının modayı takip etmesini ve trend görünmesini istediğini ancak çocukluk görüntüsünü kaybetmesini istemediğini belirten Dinçer, “Aileler aslında çocuklarının trend görünmesini, moda giyinmesini istiyorlar ama çocukluktan da çıkmalarını istemiyorlar.” diyor.
Dinçer'e göre sorun, yetişkin modasının çocuk dünyasına hiçbir değişiklik yapılmadan taşınmasıyla ortaya çıkıyor. “Yetişkin tarzını çocuğa direkt uyarlamak zaten çok doğru bir yöntem değil. Bunu çocuğun dünyasına uygun hale getirmek gerekiyor.” diyen Dinçer, tasarımın çocuğun hareket alanı ve rahatlığı gözetilerek hazırlanması gerektiğini vurguluyor.
Yetişkinleştirme
Çocuk modasına ilişkin tartışmanın psikolojik boyutunda ise farklı bir çerçeve ortaya çıkıyor.
Uzman Psikolog Dr. Serap Duygulu, yetişkinleştirme kavramının yalnızca kıyafet üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Duygulu'ya göre çocukların makyaj ve bakım ürünleriyle, yetişkinlere ait giyim biçimleriyle ve sosyal medyada görünür olma çabasıyla daha erken yaşlarda karşılaşması bir bütün olarak ele alınmalı.

Duygulu, “Yetişkinleştirme, bir çocuğun yaşının ötesinde bir yetişkin gibi davranması, yetişkin dünyasına çekilecek her tür malzemenin kullanımına açılması.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Çocukların çocukluklarını yaşayabilmesinin önemine dikkati çeken Duygulu, yetişkinleştirme çabalarının çocukluk döneminin kısalmasına yol açabileceğini söylüyor.
“Çocukların artık çocukluklarının sanki çok çabuk geçirilip bitirilmesi gereken ve bir an önce yetişkin olması gereken bir süreçmiş gibi algılandığını görüyoruz.
Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki çizgi
Ancak Duygulu, tek başına bir kıyafetin çocuklarda yetişkinleşme olduğunu söylemenin doğru olmayacağına da işaret ediyor. Kıyafetin yanında makyaj malzemeleri, bakım ürünleri, sosyal medyada görünür olma isteği ve yetişkinlerin çocukları bu yönde yönlendirmesi birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir tablonun ortaya çıktığını belirtiyor.
Çocukların belli yaşlarda yetişkinleri taklit etmesinin ise doğal olduğunu ifade eden Duygulu, özellikle 8-10 yaş döneminde çocukların kendi kimliklerini oluşturmaya başladığını ve bu süreçte çevrelerindeki yetişkinleri model almalarının gelişimin bir parçası olduğunu söylüyor. “Çocuklar 8-10 yaşlarında özellikle artık özerk kimliklerini, yani kendilerine ait kimliklerini oluşturmaya başladıkları bir yaşta hep taklit ederler.” diyen Duygulu, çocuğun annesi gibi olmak istemesinin ya da annesinin makyaj malzemelerini kullanmaya çalışmasının tek başına sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor.
Ona göre asıl mesele, model alma davranışının çocuğun yetişkin gibi görünmesine yönelik bir beklentiye dönüşmesiyle başlıyor. Özellikle kız çocuklarının bedenleri üzerinden yetişkinlere ait görünüm biçimlerinin öne çıkarılmasının ise yetişkinleşmenin yanı sıra cinselleştirme riskini de beraberinde getirdiğini ifade ediyor.
“Model almakla bir kadın gibi ya da bir erkek gibi giyinmek, özellikle günümüzde kadın, kız çocuğu üzerinden ve kız çocuğu bedeni üzerinden bir cinselleştirme olduğunu ne yazık ki görüyoruz.” diyen Duygulu, bu alanda ürün üretenlerin söz konusu talebi yalnızca 'talep ediliyor' gerekçesiyle karşılamasının da tartışılması gerektiğini belirtiyor.
Çocukların dış görünüşleri üzerinden kendilerini değerlendirmeye başlamasının da önemli bir risk olduğunu aktaran Duygulu, sosyal medyanın bu süreçte etkili olduğunu söylüyor. Sosyal medya aracılığıyla çocuklara ve gençlere belirli bir güzellik, beden ve görünüm algısı sunulduğunu ifade eden Duygulu, bunun zamanla beden algısının bozulmasına yol açabileceğini belirtiyor.
Duygulu, “Çocuğun bizim psikolojide kendini nesneleştirme olarak tanımladığımız, kendini içeriden değil dışarıdan bir nesne olarak gözlemlemeye başladığını ve beden algılarının artık bozulduğunu” ifade ediyor.
Bu noktada çocuğun kendisini yalnızca kıyafetiyle tanımlamaması önem taşıyor. Duygulu, çocukların modayı takip etmek, güzel görünmek ve arkadaş gruplarının içinde yer almak istemesinin doğal olduğunu belirtiyor. Ancak çocuğun kendisiyle ilgili sorularının yerini kıyafeti üzerinden kabul görme kaygısının alması durumunda dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.
“Çocuk kendisini kıyafetle tanımlamaya başlamışsa, takip ettiği akımla tanımlamaya başlamışsa kendisini artık metalaştırmıştır ve dış dünyanın kendisinden beklediği gibi olmaya çalışıyordur.” ifadelerini kullanan Duygulu, ebeveynlerin bu değişimi fark etmesinin önemine işaret ediyor.
Ebeveynler kendilerine 3 temel soruyu sormalı
Ebeveynlerin kıyafet seçimi sırasında üç temel soruyu kendilerine sormaları gerektiğini belirten Duygulu, bunları çocuğun yaşına ve gelişimine uygunluk, çocuğun seçimde söz hakkı ve kıyafetin hangi amaçla tercih edildiği şeklinde sıralıyor. “Çocuğun talebi yaşa ve gelişimine uygun mu? İkincisi çocuğun söz hakkı, çocuğun da seçme hakkı olmalı. Üçüncüsü o kıyafet ya da o makyaj malzemesi neyi tanımlamak için alınıyor?” diyen Duygulu, bu soruların özellikle sosyal çevrenin etkisinin arttığı dönemlerde önem kazandığını ifade ediyor.
Dr. Duygulu, çocukların açık veya yetişkinlere özgü görünüm taşıyan her kıyafetten uzak tutulması gerektiği şeklinde bir yaklaşımın da doğru olmadığını belirtiyor. Şort, askılı tişört veya renkli kıyafetlerin tek başına sorun olmadığını söyleyen Duygulu, belirleyici olanın çocuğun yaşına uygunluk ve kıyafetin çocuğu yetişkin bir görünüm içine taşıyıp taşımadığı olduğunu vurguluyor.
Bütün olay bir genç kadının küçültülmüş versiyonuna mı bakıyoruz? Yoksa neşeli, cıvıl cıvıl, renkli, parlak da giyinebilen böyle bir çocuğa mı bakıyoruz?
Duygulu, “Bütün olay bir genç kadının küçültülmüş versiyonuna mı bakıyoruz? Yoksa neşeli, cıvıl cıvıl, renkli, parlak da giyinebilen böyle bir çocuğa mı bakıyoruz?” sözleriyle burada ebeveynlerin kendi sınırlarını da belirlemesi gerektiğini vurguluyor.
Çocuğun arkadaşlarında gördüğü bir kıyafeti istemesinin doğal olduğunu belirten Duygulu, ebeveynlerin bu talebi tamamen reddetmek yerine çocuğun duygusunu anlaması ve yaşına uygun alternatifler sunması gerektiğini ifade ediyor.
“Evet, bunu çok beğendiğinin farkındayım. Evet, gerçekten güzel görünüyor ama senin yaşına uygun değil. Gel, buna benzeyen yaşına uygun başka şeyler bakalım.” yaklaşımının bu noktada yol gösterici olabileceğini belirtiyor.
Dr. Duygulu, sınır koyma sorumluluğunun yalnızca çocuklara bırakılmaması gerektiğinin de altını çiziyor. Ebeveynlerin kendi davranışlarını ve tüketim alışkanlıklarını da sorgulaması gerektiğini belirten Duygulu, çocukların moda baskısıyla karşı karşıya kalmasında sosyal medyanın yanı sıra yetişkinlerin tutumlarının da etkili olduğunu söylüyor.
"Kendi aile kurallarımızı oluşturmazsak bu sınırı başkaları koyacak"
Duygulu, çocukların çevresinden ve sosyal medyadan gelen etkiler karşısında ebeveynlerin sınır koymasının önemine dikkati çekiyor. Her ailenin kendi kurallarını oluşturması gerektiğini belirten Duygulu, “Biz ebeveyn olarak bu kontrolü almazsak, her ailenin kendi kuralı vardır, kendi sınırları vardır. Kendi aile kurallarımızı oluşturmazsak bu sınırı başkaları koyacak ya da sınırsızlığı başkaları getirecek. O nedenle önce ebeveynin kendisini sorgulaması lazım” ifadelerini kullanıyor.
Çocuk modası böylece yalnızca tasarımcıların yeni sezon trendlerini belirlediği bir alan olmaktan çıkıyor. Bir yanda çocukların modayı takip etme ve kendilerini ifade etme isteği, diğer yanda yaşa, gelişime ve mahremiyete uygunluk ihtiyacı bulunuyor. Tasarımcılar açısından yetişkin trendlerini çocuk dünyasına uyarlamak, psikologlar açısından ise bu trendlerin çocuk üzerindeki etkilerini gözetmek önem taşıyor.
İki farklı bakışın kesiştiği nokta ise çocuğun çocuk olarak kalabilmesi.
Tasarımcı Tuğba Dinçer'in ifadesiyle, “İyi bir çocuk koleksiyonu bedenini değil, aslında ruhunu ve çocuğun enerjisini ön plana çıkartır.” Uzman Dr. Duygulu'nun dikkat çektiği sınırlar da bu enerjinin yetişkin dünyasının beklentileri içinde kaybolmamasına odaklanıyor.
Çocuk modasında tartışmanın geldiği noktada mesele, bir kıyafetin yalnızca modaya uygun olup olmadığı değil. O kıyafetin çocuğun yaşına, dünyasına ve gelişimine uygun olup olmadığı. Çocukların modayı takip etme isteği doğal kabul edilirken, yetişkin dünyasının görünüm kalıplarıyla çocukluk arasındaki sınırın korunması hem tasarımcıların hem ebeveynlerin hem de çocuklara yönelik ürün ve içerik üreten herkesin sorumluluğunu beraberinde getiriyor.
